
KEHANETLER:İMGELERİN BAĞI | "Yeşim Mingsar."
- Yeşim Mingsar

- Dec 15, 2025
- 2 min read
Updated: Dec 15, 2025
Gece sarayın üzerine çökerken avludaki meşaleler tek tek yakıldı.
"meşaleler bir alev kadar sıcak , bir buz kadar ateşliydi."
Niora zindandan çıkarıldığında, bunun bir özgürlük olmadığını hemen anladı. Zincirler yer değiştirmişti sadece. Taştan duvarlardan, insanların bakışlarına taşınmışlardı.
Avlu genişti ama nefes almak zordu.
Maerin yanında yürüyordu. Sessizdi. Bu sessizlik, konuşmaktan daha tehlikeliydi.
— Artık herkes seni gördü, dedi sonunda. Saklanamazsın.
— Ben saklanmak istemiyorum, dedi Niora.
Maerin durdu.
— İşte bu yüzden korkuyorum senden.
Avlunun ortasında üç lord diz çökmüştü. Önlerinde mühürler, arkalarında askerler vardı. Yüzlerinde aynı ifade okunuyordu: teslimiyet değil, pazarlık.
— Taşıyıcıya yemin ederiz, dedi içlerinden biri. Bizi koru, biz de seni koruyalım.
Işık kıpırdadı.
Zincirler çağrıyı duydu.
Niora bir adım öne çıktı.
— Yemin etmeyin, dedi.
Sesindeki kesinlik herkesi durdurdu.
— Bu yemin sizi bana bağlar. Ben kimseye sahip olmak istemiyorum.
Lordlardan biri başını kaldırdı.
— Sahip olmazsan, seni ezerler.
— O zaman ezilirim, dedi Niora. Ama zincirlenmem.
Işık bu kez parlamadı.
Yoğunlaştı.
Zincirler havada gerildi ama kimseye dolanmadı. Bu, zincirlerin alışık olmadığı bir durumdu.
Gökyüzü uğuldadı.
Uzaklardan bir çan sesi geldi.
Maerin dişlerini sıktı.
— Tanrılar karar verdi, dedi. İlk bedel ödenecek.
Niora başını kaldırdı.
— Ben de karar verdim.
Avludaki taşlar çatladı.
Ve herkes şunu hissetti:
Taşıyıcı ilk kez itaat etmemişti.
Çan sesi geceyi yardı.
Bu bir uyarı değildi.
Bu, verilmiş bir karardı.
Niora sesi duyduğu anda dizlerinin bağı çözüldü. Işık göğsünde aniden ağırlaştı; sanki bir el kalbine bastırmıştı. Nefes aldı ama ciğerleri dolmadı.
— Bu… benim yüzümden mi? diye fısıldadı.
Maerin cevap vermedi.
Çünkü cevap, gökyüzünde yazılıydı.
Uzakta, Güney ufkunda deniz çekiliyordu.
Su yavaşça geri gidiyor, limanı çıplak bırakıyordu. Gemiler yana devrildi. Direkler kırıldı. İnsanlar bağırmaya başladı.
— Güney Limanı, dedi Maerin. Tanrılar her zaman ticareti vurur önce. Çünkü düzen parayla başlar.
Niora gözlerini kapattı.
— Durdurabilirim.
Maerin ona baktı.
— Hayır, dedi net bir sesle. Henüz değil.
Niora bir adım attı.
— O zaman neden beni seçtiler?
Maerin’in sesi bu kez daha yumuşaktı.
— Çünkü sen durmak istiyorsun. Tanrılar da tam olarak bundan nefret eder.
Gökyüzü tekrar gürledi.
Bu kez sarayın içinden.
Bir muhafız koşarak geldi.
— Kraliçem! Kuzey Lordu’nun kalesinden haber var. Zincir… kendi kendine oluşmuş.
Maerin’in yüzü karardı.
— Seçimsiz zincir, dedi. En tehlikelisi.
Niora’nın içi buz kesti.
— Yani artık beni beklemiyorlar.
— Hayır, dedi Maerin. Seni zorlayacaklar.
---
Aynı anda, tapınağın altında Yiora duruyordu.
Taş zeminde çatlaklar vardı. Mührün bir köşesi kopmuştu. Ama Yiora gülümsüyordu.
— Tepki verdiler, dedi kendi kendine. Demek ki acıyor.
Gölgeler kıpırdadı.
Dünya yanıyor, dedi ses.
— Henüz değil, diye karşılık verdi Yiora. Ama yanacak.
Ayağa kalktı.
— Taşıyıcıyı bana getirin.
Onu istiyorsun.
— Hayır, dedi Yiora. Onu kırmak istiyorum.
Mührü avucunda sıktı.
— Zincirler onsuz da kırılır. Ama onunla…
Sustu.
Gülümsedi.
— Daha güzel olur.
---
Sarayda Niora yalnız bırakılmıştı.
Bu bilinçliydi.
Çünkü yalnızlık, zincirlerin sevdiği bir durumdu.
Işık ilk kez canını yaktı.
— Bunu istemedim, dedi Niora karanlığa.
Cevap zincirlerden geldi.
İstemek şart değil.
— Ben taşıyıcı olmak istemiyorum.
O hâlde dünya taşınacak.
Niora dizlerinin üzerine çöktü.
Ama bu bir teslimiyet değildi.
Bu, hazırlıktı.
— O zaman, dedi fısıltıyla, bana nasıl durduracağımı öğret.
Zincirler sustu.
Ve bu sessizlik, şimdiye kadarki en korkutucu şeydi.

Comments